SOSYAL AĞLAR

Fetih 1453 Olmuş mu?

TV ve Sinema

Fetih 1453 Olmuş mu?

“Olmuş mu?” sorusunun cevabını vermeden önce, belirtmek gerekir ki, bu bir film ve ilk etapta ticari beklentilere hitap etmesi son derece normal olan bir üründür.

Bu yazıyı okurken muhtemelen bazı kişiler, “çok biliyorsan sen yap” diyeceklerdir. Çok bildiğimden değil, günümüz filmlerini ve teknolojilerini yakından takip eden biri olarak, izlediğim Fetih 1453‘ü sıradan bir izleyici gözüyle değerlendireceğim.

“Olmuş mu?” sorusunun cevabını vermeden önce, belirtmek gerekir ki, bu bir film ve ilk etapta ticari beklentilere hitap etmesi son derece normal olan bir üründür.

Şimdiye kadar yapılmış tarihi filmler içinde neredeyse en iyisi olduğu bir gerçek. Filmde kullanılan mekanlar, efektler, kostümler, dövüş sahneleri vs. için ciddi bir yatırım yapılmış. Velhasıl Türkiye’nin şimdiye kadar en fazla para harcanan filmi diyebiliyoruz. (Şubat 2012 verilerine göre)

Açıkçası filme giderken büyük bir beklenti içinde değildim. Recep İvedik serisi, Çılgın Dershane serisi gibi gençlere hitap eden, uç nokta mizah ya da bol erotik soslu filmlerde yapımcı veya yönetmen olarak ismi geçen bir zat vardı karşımda: Faruk Aksoy. Recep İvedik serisiyle kazandığı milyon dolarları Fetih1453 için harcamaya hazır olduğunu belirttiği çok sayıda söyleşi de okumuştuk. Bu nedenle nasıl bir şey görebileceğimi kestiremiyordum.

Bu filmi yapmak Sayın Aksoy için gerçekten çok büyük bir riskti. Çünkü şimdiye kadar (1951’de yapılmış Fetih filmini saymazsak) hiç yapılmamış bir konuda büyük bir iddia ile ortaya çıkmıştı Aksoy. Hamit Keleş’in Büyükşehir Belediyesi için kısa bir sürede hazırladığı son derece muhteşem animasyonun da sanırım bu hususta bir çıkış noktası teşkil etmiş olduğunu düşünüyorum.İnanılmaz ilgi gören ve sosyal medyada paylaşım rekorları kıran bu kısa film kendisine cesaret vermiş olmalı. Hamit Keleş ve Serkan Zelzele‘nin filme katkısı da bu anlamda çok büyük önem taşıyor.

Bunları zaten biliyorsunuz. Filmden devam edeyim.

Devrim Evin, daha önce ismini hiç duymadığımız (muhtemelen  bundan sonra daha sık duyacağımız) bir isim. Fatih Sultan Mehmet rolüne çok yakışan bir oyuncu. İyi bir seçim gerçekten. Başarılı bir oyunculuk da ortaya koymuş. Fatih için güzel bir portre olduğu söylenebilir. Filmde kendisine senaryoda tahsis edilen rolü muhteşem oynamış. Sesi de bir hünkar için yeterli olgunluk ve kalitede. Afişte yer almayı da sonuna kadar hak ediyor.

Ulubatlı lakabının özellikle hiç vurgulanmadığını düşündüğüm Hasan, filmde her düğümü çözen bir role sahip. Ne zaman birinin başı sıkışsa Hasan yetişiyor. Taşı kaldırıyorlar, Hasan. Birini öldürecekler, Hasan. Kaleye saldıracaklar, Hasan. Topçuyu koruyacaklar, Hasan. Bayrak dikilecek, Hasan. Çok yönlü, her şeye yetişen bir ahtapot Hasan. Zannedersiniz ki Hasan olmasa fetih olmayacak.Filmin mihenk taşı olan Hasan’dan şövalye tarzı bir kahraman çıkarılmak istendiği ortada ve bunda da kısmen başarılı olunmuş.

Filmin Avrupai olmasına özellikle dikkat etmek adına, yer yer kadın ve dansöz gibi figürlere de yer verilmesi ihmal edilmemiş. Çok gereksiz olduğunu düşündüğüm bu sahneler, filme bir açı katmadığı gibi hikayenin ilerlemesine de bir etkisi yok. Din ve milliyet olgusunun çok kullanılmasının rahatsız edeceği düşünülen kesim özellikle de bu tür sahnelerle dizginlenmeye çalışılmış gibi bir hisse sebep oldu bende.

Filmin en aykırı (belki de en ipi koparan) kısmı, Hasan’ın Urban’ın kızı ile yaşadığı ifade edilen birliktelikti. Osmanlı’nın o dönemlerde dini konularda ne kadar hassas olduğunu düşündüğümüzde, günümüzdeki gibi flört denilen birlikteliklerin mümkün olamayacağını herkes bilir. Özellikle de dünyanın en büyük süper gücünün en müstahkem bölgesinde Fatih’in fedaisi Hasan’ın topçunun kızıyla gizli bir aşk yaşamayacağı / yaşayamayacağı ortadadır. Yani zorlama olan hikaye çok mantıksız. Kaldı ki, Hasan’ın kendi inançlarına aykırı olduğu halde, nikahsız bir şekilde kızla birlikte olması, sonra bununla kalmayıp bir de evlilik dışı bir çocuğun dünyaya gelmesi nasıl mümkün olabilir diye kendi kendime sorduğumda, Çılgın Dersane filminin senaryosu ile bir karışıklık olabileceği düşüncesi ağır bastı diyebilirim.

Amacım filmi yermek değil. Sadece, filmin o dönemin düşünce yapısı ve şartları göz önüne alınmadan, ruhu tam anlaşılamadan yapıldığı kanaatine vardım. Aradan altı yüz kusür zaman geçmiş ve bugünün yaşayış şekli gibi olaya bakmak çok basit geldi bana.

Filmin genel itibariyle fethin hikayesini anlatmaktan ziyade, hangi olaylar olduğuna kısa kısa değindiğini görüyoruz. (Bkz. resimli tarih ansiklopedisi) Fetihle ilgili tüm envanterler, tüm veriler bir araya getirilerek hepsinden bir parça canlandırılmaya çalışılmış gibi. Yani daha önce fetihle ilgili hiç bilgisi olmayan ya da çok az bilgisi olan biri, filmdeki parçaları muhtemelen bir araya getirmekte zorlanacaktır. Bunu da es geçmek olmaz.

En sorunlu noktanın senaryo olduğu açıkça ortaya çıkıyor böylece. Ya ismi geçen tarihçiler, “hocam, bu hadise şöyle oldu, değil mi?” diye sadece sorulup onay alınmakla kalınmış, ya da “hocam isminizi yazıyoruz, sizin de isminiz olsun” denilmiş gibi. Belki biraz acımasız oluyor ama, giriş, gelişme ve sonuç gibi en önemli unsurları birbirine bağlayamadığımız bir hikaye izledik. Yurtdışında da gösterime girecekmiş, hayırlı olsun, ancak insanların hikaye konusunda çoook sorular soracağına eminim.

Filmin müzikleri Benjamin Wallfisch tarafından yapılmış  ve şüphesiz filmi en değerli kılan unsur da müzikleri. Yer yer yükselen ve azalan ölçülü çizgisiyle sizi filme bağlıyor.

Kesinlikle Eşkiya filmi gibi bir dönüm noktası olacağını düşünenlerdenim. Ancak bildiğimiz bir hikayeyi anlatmanın en büyük riski de o hikayenin aslına bağlı kalmamak ve bunu doğru anlatamamaktır.

Filmi herkese gidip izlemesini tavsiye ediyorum. Süresi uzun olsa bile, hiç sıkılmadan izleyebileceğiniz bir akışı var. En azından İstanbul gibi muhteşem bir şehrin aslında nasıl fethedildiğini görürken, ecdadın ne gayret ve fedakarlıklarla bu şehri bugünlere getirdiğini düşündürecektir. Savaşırken şehid olanlar belki de bizleri biraz olsun hayatımızın muhasebesini yapmaya sevk edecek, biraz olsun geçmişe dönüp aslımızı sorgulamamızı sağlayacaktır.

Filmde cevabını bulamadığım ve aklıma takılan bazı sorular:

Şahi topunu gerçekten Urban Usta ve kızı mı dökmüştür? Ayrıca topçu ustasının gerçekten bir kızı var mıdır? Kızı varsa, Fatih bundan haberdar mıdır? Savaşta başka kadın ve kız da var mıdır?
– Hasan muhasara uzadığı için isyana benzer bir şey çıktığında ileri geri konuşan adamı öldürmüş müdür? Bir kimse canı isterse herhangi bir sebebe istinaden, kendi askerini böyle rahatlıkla öldürebilmekte ve olay hemen kapanıvermekte midir?
– Fatih’in üzerinde Arapça olarak Allah yazan bir gömlek gerçekten var mıdır?
– Fatih gemileri karadan yürütmek için nasıl bir plan yapmıştır? Buna karar vermesini sağlayan şey nedir?
– Fatih ile Bizans imparatoru hiç karşılaşmış mıdır?
– Fatih, fetih sabahı gerçekten namaz kıldırmış mıdır?
– Ok atan Fatih oku orta parmakları arasında çekerek mi atmıştır? Sonraki ok atmalarda neden baş parmak kullanılarak atılmıştır? Hangisi Osmanlı’nın gerçek ok atma stilidir?
– Hasan, topçu ile kızını kurtarmak için Bizans’a hangi yolu kullanarak girmiştir? Böyle bir yol neden fetih için değerlendirilmemiştir?
– Bir Osmanlı askeri bir kızı o hengamede gerçekten hamile bırakabilecek fırsat bulabilmiş midir?
– İstanbul, “Cennetin Krallığı” filmindeki Kudüs’ü çağrıştıracak şekilde tek surlardan mı ibarettir, yoksa 3 kat sur olduğu doğru mudur? Bunların arasında da hendekler var mıdır?
– Fatih, İstanbul’a girdiğinde Akşemseddin Hz.leri gerçekten yanında yürüyerek mi girmiştir?
– Fatih, atını denize niçin sürmüştür, neden gemiler cayır cayır yanmıştır?

Filme, oyunculuklara, efektlere, harcanan emeklere bir şey demiyorum. Hepsine saygım var. Ama bir hikaye anlatıyorsanız, hikayeniz de sağlam olmak zorunda değil mi?

Bu film izlenme rekorları kıracak dediğim gibi. Tek ümidim, bu filme olan ilgiden güç alarak başka insanların da bu tür filmlere cesaret etmeleri. Ama izlerken o dönemi gerçekten yaşıyormuşuz gibi olmak isteriz, arada bugüne gelip gitmek değil.

“Olmuş mu?” sorusuna ise artık ne cevap verdiğimi anlamışsınızdır.

Okumaya Devam Et
13 Yorum

Sen de Fikrini Paylaş

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Daha İlginç Yazılar: TV ve Sinema

  • TV ve Sinema

    Uzun Hikaye Be Arkadaş!

    Yazar:

    Ustalığını bu film ile ispatlayan Kenan İmirzalıoğlu, samimiyeti, içtenliği, karaktere giydirdiği elbise ile filmi bir şahesere...

  • TV ve Sinema

    Sıcacık Bir Komedi: Eyyvah Eyvah!

    Yazar:

    İlk hafta salonlarda yer bulamayınca tası tarağı toplayıp bu hafta önceden de yer ayırtmak suretiyle sinema...

  • TV ve Sinema

    Sigaraya ve Reklama Ölüm!

    Yazar:

    Televizyonda siz de denk gelmişsinizdir, adam anlaşıldığı kadarıyla sigara gibi birşey içiyor, anlamak zor (!) çünkü...

  • TV ve Sinema

    Newyork’taki Minareler

    Yazar:

    Senaryoyu 10 yıl önce yazdığını söyleyen Mahsun Kırmızıgül, senaryoyu ve diyalogları filmi çekmeden tekrar gözden geçirseymiş,...

  • TV ve Sinema

    Tecavüz Eden Edene Fatmagül!

    Yazar:

    Kanal D’de Fatmagül’e yapılan şaşaalı tecavüzü duymayan yoktur. Kaçıranlar için haberimsi siteler video bölümlerinde izleme lüksü...

Sirac El

1999 yılından bu yana web tasarımcı olarak yurt içinde ve yurt dışında pek çok projede yer aldım. 2002 yılında Sanalkurs.net'i ve 2013 yılında da Etkinlik.com.tr'yi kuran ekibin bir parçası oldum. Girişimci, tasarımcı ve eğitmen olarak çalışmalarımı sürdürüyorum. Daha Fazla...

Öne Çıkanlar

YUKARI